İDARİ PARA CEZALARININ İPTALİ HALİNDE İDAREYE ÖDENEN BEDELİN FAİZİ İLE BİRLİKTE İADESİ

İDARİ PARA CEZALARININ İPTALİ HALİNDE İDAREYE ÖDENEN BEDELİN FAİZİ İLE BİRLİKTE İADESİ

İDARİ PARA CEZALARININ İPTALİ HALİNDE İDAREYE ÖDENEN BEDELİN FAİZİ İLE BİRLİKTE İADESİ GEREKLİLİĞİ

İdari para cezalarının iptali durumunda, yalnızca haksız yere tahsil edilen bedelin iadesi değil; aynı zamanda bu tutarın yoksun kalındığı süre boyunca işlemiş yasal faizin de ödenmesi gerekmektedir. Aksi halde zararın tam olarak giderildiğinden söz edilemez. İşbu Bilgi Notumuzda söz konusu hak, anayasal dayanağı ve yargı kararlarıyla beraber incelenecektir. 

  • İptal Kararının Geriye Etkili Sonuç Doğuran Niteliği 

İptal kararları, hukuka aykırılığı tespit edilen dava konusu işlemin yapıldığı tarih itibariyle hukuk düzeninden çıkarılmasını sağlar. İşlem geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılır ve hiç doğmamış gibi hüküm ve sonuçlarını yitirir. 

  • Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 30.9.1994 gün ve E. 1993/247, K. 1994/559 sayılı kararında: “…Çünkü sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum doğar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı hukuken sakat idari işlemi geriye yürür biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlemin yapılmasından önceki duruma dönülür.” Denilmektedir. 

İptal kararının geçmişe etkili sonuç doğuran niteliği neticesinde idari para cezasının iptalini konu alan uyuşmazlıklarda, yalnız alınan meblağın iadesi değil ödemenin yapılmasından itibaren geçen süreçte uğranılan mali zarar gündeme gelir.

  • Faizin Asıl Borca Bağlı Fer’i Borç Niteliği ve Uğranılan Zararın Kapsamı 

Anayasa Mahkemesinin 1988/7 E. 1988/27 K. Sayılı 27.09.1988 tarihli kararında faiz şöyle tanımlanmaktadır:

“Faiz; ekonomik açıdan, paranın fiyatıdır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığında, paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği, onun her an her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse, “bugünkü” ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi, piyasanın “yarına dönük” olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu halde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin, parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur.”

Bu bağlamda, iptal kararları açısından:

  • İadesi gündeme gelen idari para cezası tutarına, yapılan ödeme tarihi ile iptal kararı arasında geçen süredeki enflasyon oranında azalan satın alma gücü ve değer kaybını telafi edecek biçimde faiz uygulanması, mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağın korunması ve idarenin anayasal tazmin yükümlülüğünü tam anlamıyla ifasında mecburiyet teşkil eder. 
  • Bir başka ifadeyle, alacaklının tasarruf hakkının kısıtlanmış olması nedeniyle uğradığı zarar faizle telafi edilir. Bu, denkleştirici adalet ilkesinin bir gereğidir. 

Nitekim zarar yalnızca maddi eksilme ile sınırlı değildir; tesis edilen idari para cezası ile tahsil olunan meblağın kullanılamaması nedeniyle yoksun kaldığı ekonomik fayda da zararın bir unsurudur. 

Tarafımızca müvekkil şirket tarafından ödenen idari para cezası tutarının iadesi yapılmasına karşın geçen süreye ilişkin yasal faizin de hesaplanıp ödenmesi talebiyle yaptığımız başvuruların reddine ilişkin işlemin iptaline ilişkin açılan davada Ankara 12. İdare Mahkemesi 2024/2563 E., 2025/116 K. sayılı kararı uyarınca Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. Maddesi ile Anayasanın “Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlıklı 90 ıncı maddesinin son fıkrasına, Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye ekli 1 No’lu Ek Protokol’ün 1 inci maddesine de atıf yapılarak aynen: 

Davacı tarafından peşin ödeme indiriminden yararlanılarak ödenen idari para cezasının yargı kararı gereği iade edilmesine rağmen, fer’i bir alacak niteliğinde olan yasal faizin ödenmesi gerekirken, mevzuatta buna ilişkin hüküm bulunmadığı gerekçesiyle faiz ödenmemesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmamıştır. Ayrıca, davacı tarafından peşin ödeme indiriminden yararlanılarak ödenen idari para cezasının iade edilmesine rağmen, ana paranın ödeme tarihi ile davacıya iade edildiği tarih arasında işlemesi gereken yasal faizin, davalı idareler tarafından hesaplanarak davacıya ödenmesi gerekmektedir.” 

AİHM’in 09.03.2006 tarihli ko-Elda Avee/Yunanistan kararı (Başvuru No: 10162/02) bu bağlamda dikkat çekicidir. 

Söz konusu başvuruda, idare tarafından haksız olarak tahsil edilen verginin faizsiz olarak iade edilmesi, belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen şahsın, mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı yük yüklediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş ve mülkiyet hakkı çiğnenen şahsa faiz ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.

  • Danıştay İçtihatları 

Danıştay 15. Dairesi  23.05.2016 Tarihli, 2013/5356 E., 2016/3705 K. sayılı kararı:

“İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile yönetilenler arasında yönetilenler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını sağlar… zarar yalnızca malvarlığında meydana gelen eksilmeyi değil, çoğalma imkânından yoksun kalınmasını da kapsar.”

 Danıştay 13. Dairesi  21.04.2022 Tarihli, 2016/2969  E.,  2022/1825 K. Sayılı kararı:

“..davacının idari para cezasını ödediği tarih ile iptal kararı üzerine yapılan geri ödeme tarihi arasındaki süre için hesaplanacak yasal faizin davacıya ödenmesi gerektiği..

Danıştay 13.Dairesi,  22.11.2023 Tarihli,  2018/2743 E. 2023/4999 K. Sayılı kararı: 

“Davacı şirketin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan idari para cezasının davacıdan tahsil edildiği 03/01/2013 tarihinden kendisine iade edildiği 02/07/2014 tarihi arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, bulunan tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirket açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyeceği anlaşıldığından, 03/01/2013 ile 02/07/2014 tarihleri arası için ödenmesine karar verilen 207.320,24-TL’nin 02/07/2014 tarihinden itibaren 207.320,24-TL’nin kendisine ödeneceği tarihe kadar işletilecek yasal faiziyle birlikte davacı şirkete ödenmesi gerekmektedir.”

Danıştay 13. Dairesi, 17.03.2022 Tarihli, 2016/4570 E. 2022/1077 K. Sayılı kararı: 

Faiz; en basit biçimiyle, idarenin tazmin borcu bağlamında; kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazmine mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuna göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.

Bu durumda, hukuka aykırılığı mahkeme kararı ile saptanmış işlem nedeniyle davacının hiç ödememesi gereken bir meblağı idareye ödediği ve geri ödeme yapılıncaya kadar bu meblağın getirisinden yoksun kaldığı açık olup, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

SONUÇ

İdarenin hukuka aykırı müdahalesiyle meydana gelen zararlarda, tarafa yüklenen külfetin, iptal kararının geriye etkili niteliği gereği mülkiyet hakkının da korunması suretiyle ortadan kaldırılması ilave bir yargı kararına gerek olmaksızın işleyen yasal faizin de tazmini ile mümkündür. 

İdarenin hukuki sorumluluğu, yalnızca malvarlığında meydana gelen doğrudan eksilmeyi değil, aynı zamanda bu eksilmenin zarar görenin ekonomik faaliyetleri üzerindeki etkisini, diğer bir ifadeyle iktisadi önemini de kapsar.