Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu’nun 08.07.2025 Tarih, 2024/41763 Başvuru Numaralı Kararı 29.09.2025 Tarihli ve 33032 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanmıştır.
📝 Başvuruya Konu Olayın Özeti
- Başvurucu 2010 yılında, 48.854,00 TL tutarındaki alacağı için Banka aleyhine icra takibi başlatmıştır.
- Borçlunun itirazı üzerine takibin durmasını müteakip; Başvurucu tarafından itirazın iptali ve alacağa ticari faiz işletilmesi talebiyle ikame edilen davada, İstanbul 2.Tüketici Mahkemesi tarafından itirazın iptaline karar verilerek 48.854,00 TL tutarındaki alacağın yıllık %9 temerrüt faiziyle alacaklıya ödenmesine hükmedilmiştir. Taraflarca üst kanun yoluna taşınmayan karar, 2020 tarihinde kesinleşmiştir.
- Başvurucu, kesinleşen karar doğrultusunda yapılan ödemenin gecikme nedeniyle değer kaybına uğradığını ileri sürerek, Banka aleyhine Türk Borçlar Kanunu m.122 uyarınca munzam (aşkın) zarar tazmini davası açmıştır.
- İlk derece mahkemesi, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun borçlunun temerrüde düşmedeki kusuru olduğu, Davalı Bankanın temerrüde düşmedeki kusurundan ve munzam zarar şartlarının oluştuğundan bahsedilemeyeceğini ifade ederek davayı reddetmiştir.
- Karara ilişkin yapılan istinaf incelemesinde gerekçe değişikliğine giden Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi; asıl olanın ülkenin ekonomik şartlarına ilişkin soyut anlatımdan ziyade alacaklının bizzat kendi özel şartlarına ilişkin zarar iddiasının somutlaştırılması ve ispatlanması olduğu ancak eldeki dosyada bu hususun Davacı tarafından ispatlanamadığı, bu nedenle munzam zarar şartlarının oluştuğundan bahsedilemeyeceğinden davanın reddine karar vermiştir.
- Verilen karar temyize taşınmış; Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, talepte bulunanın somut ispat yükümlülüğüne atıf yaparak istinaf kararını ONAMIŞTIR.
📌 Munzam Zararda Yargıtay’ın Yerleşik İçtihadı ve Pilot Karar Usulü Gerekliliği
Karara konu başvuru, özel hukuk kişileri arasındaki borç ilişkisinden doğan alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasından kaynaklı zararın tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
Konuya ilişkin Yargıtay’ın yerleşik içtihadına bakıldığında: Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi unsurların tek başına munzam zararın varlığını göstermeyeceği, mevzuatımızda karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ayrıca ispatlanması gerektiği ifade edilerek davacı üzerine katı bir biçimde somut ispat yükümlülüğü öngörülmekte ve munzam zarar taleplerine ilişkin ret kararları verilmektedir.
Anayasa Mahkemesi tarafından aynı konuya ilişkin daha önce verilen 21/12/2017 Tarihli, 2014/2267 Başvuru Numaralı ANO İnşaat kararında; Yargıtay Hukuk Daireleri tarafından benimsenen, enflasyonun ve ekonomik konjonktürel olguların munzam zararın ispatında yeterli kabul edilemeyeceğine ilişkin görüş mülkiyet hakkı ihlali olarak değerlendirilmiştir. İhlal kararına karşın, uygulamada birlik sağlanamamış, gelinen noktada hukuka aykırılığı tespit olunan gerekçelerle hüküm kurulmaya devam edilmektedir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da bu doğrultuda, başvuruya konu uyuşmazlığın yalnızca bireysel bir hak ihlali meselesi olmadığını, içtihat farklılıkları ve uygulamadaki belirsizlikler sebebiyle mülkiyet hakkı ile etkili başvuru hakkının korunmasında sistematik bir aksaklık doğduğunu tespit ederek, kararında pilot karar usulünün uygulanmasına karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 75. maddesi ile düzenlenen Pilot Karar Yönteminin, somut durumda vuku bulduğu üzere yargısal düzeyde yapısal bir sorundan kaynaklı ihlallere ilişkin yürütülmesi, bu şekilde benzer mahiyette başvuruların her birine aynı sebeplerden ihlal kararı alınması yerine bu ihlalin temel nedenini ortadan kaldırmaya yönelerek ihlalin ilgili makamlara bildirilmesini amaç edinilmektedir.

🏛️ Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
- Başvurucunun, borçlu tarafından kendisine yaklaşık on yıl sonrasında yasal faiziyle ödenen alacağının, enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını karşılamadığını belirterek 6098 sayılı Kanun’un 122. maddesi uyarınca munzam zararının karşılanmasını talep ettiği somut olayda mahkeme munzam zarar koşullarının gerçekleşmediği, aşkın zararın genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında başvurucunun durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu ve paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın başvurucuyu ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, başvurucunun geç ödeme ile maruz kaldığı zararı doğuran vakıaları dosya kapsamında ispat edemediği gerekçeleriyle dava reddedilmiştir.
- Dolayısıyla munzam zararın ispatı için enflasyon olgusu dışında başka somut olguların varlığının arandığı anlaşılmıştır.
- Oysa enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi; borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borçlu borcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresini uzatma gayreti göstermekte, böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak almak düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsıldığı bir gerçektir. (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998).
- Alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen değer kaybının giderilmemesi, alacağına gerçek değeriyle ulaşmasını engellemekte; borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açmaktadır. Bu durum, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklemektedir. Adil dengenin kurulabilmesi için borçlunun borcunu gerçek değeri üzerinden ödemesi gerekir. Nitekim bu yükümlülüğün borçluya orantısız veya aşırı bir külfet yüklemeyeceği açıktır.
- Kanun koyucunun geç ödenen alacakların enflasyon etkisiyle uğradığı değer kaybının telafisi ve tazmini için 3095 sayılı Kanun ile bir hukuk yolu oluşturduğu, bu Kanun’da kanuni ve temerrüt faizine ilişkin düzenlemelere yer verdiği görülmektedir.
- Ancak Kanun’un 1. maddesine göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamaz. Dolayısıyla anılan düzenlemeler ile farklı hukuki konular için bir kısım oranların tespit edildiği anlaşılmakla birlikte bu düzenlemelerin enflasyon oranları ile bağlantısının kurulmadığı görülmüştür. Bir başka deyişle enflasyon karşısında alacakların değer kaybının önlenmesi maksadıyla düzenlenen 3095 sayılı Kanun’da yer verilen faize ilişkin hükümlerin teorik düzeyde dahi değer kaybının önlenmesine ilişkin başarı şansı sunma kapasitesinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
⚖️ SONUÇ OLARAK
- İncelenen başvuruda, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle meydana gelen zararın karşılanması için hukuk sisteminde etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumun Anayasa’nın 35. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, ihlalin yapısal sorundan kaynaklandığı anlaşıldığından pilot kara usulünün uygulanmasına karar verilmiştir.