ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA İLİŞKİN İPTAL KARARI

ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA İLİŞKİN İPTAL KARARI

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan:

“… ve bu karar diğer mahkemeyi bağlar.”

ibaresinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 17.06.2025 Tarihli, 2024/237 Esas ve 2025/137 Karar sayılı İptal Kararı 25.09.2025 Tarihli ve 33028 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. İşbu bilgi notu kapsamında söz konusu karar ele alınacaktır.


  1. İtiraz Konusu ve Olay
  • Kamu görevlisine yapılan fazla ödemenin geri alınması ve buna karşı açılan itirazın iptali davalarında, itiraza konu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine varan mahkemeler, kuralın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.
  • İtiraz başvurularında: HMK 166/1. maddesi uyarınca aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılan davalarda verilen birleştirme kararının diğer mahkemeyi bağlaması ve birleştirme kararına karşı kanun yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilmesi nedeniyle ilk davanın açıldığı mahkeme tarafından verilen birleştirme kararının denetlenmesine imkân tanınmadığı, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle, hak arama özgürlüğüyle, kanuni hâkim güvencesi ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edilmiştir.
  • Kuralın bu yönüyle, Anayasa’nın 2., 13., 36., 37. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

  1. İptali Talep Edilen Hüküm

Karara konu, iptali talep edilen kanun hükmü 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Davaların Birleştirilmesi” Başlıklı 166. Maddesi 1.Fıkrası:

“MADDE 166- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.

(2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.

(3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.

(4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır.

(5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır.

Hükmüne haiz olup “ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararının diğer mahkemeyi bağlayacağına” ilişkin kısmıdır. 


  1. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi

Yapılan değerlendirmede:

  • Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” başlıklı 37. maddesine atıf yapılarak, Söz konusu ilke gereğince bir davaya hangi mahkemenin bakacağına ilişkin kuralların kanunla ve önceden düzenlenmesi zorunlu olduğu ancak Anayasa’da yer alan başka güvenceler veya devletin yükümlülüklerinden kaynaklanan haklı ve makul nedenlerin varlığı halinde davanın ilk açıldığı mahkemeden farklı bir mahkemede görülmesine ilişkin kanuni düzenlemelerin yapılmasının mümkün olduğu, HMK’nın 166.Maddesinin de bu kapsamda yer aldığı ifade edilmiştir.
  • Mevcut düzenlemelere bakıldığında HMK 168. Maddesinin birinci fıkrasında aynı yargı çevresinde bulunan aynı sıfat ve düzeydeki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararlarına karşı ancak hükümle birlikte kanun yoluna başvurulabileceği, bu hususun tek başına bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme, Yargıtay’da ise bozma sebebi oluşturmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda koşulları oluşmadığı hâlde birleştirme kararı verilmiş olsa dahi kanun yolu incelemesinde başka bir bozma nedeni bulunmadığı takdirde dosyanın ikinci davanın açıldığı mahkemeye dönme imkânı bulunmamaktadır.
  • O halde, kanunda öngörülen koşullar oluşmamasına rağmen birleştirme kararı verilmesi halinde dosyanın usule aykırı şekilde birleştirme kararı veren ikinci davanın açıldığı mahkemeye geri dönmesini sağlayacak bir mekanizmaya hukukumuzda yer verilmediği açıktır.
  • Oysa davanın ilk açıldığı mahkemeden farklı bir mahkemede görülmesine imkân tanıyan kuralın kanuni hâkim güvencesine aykırı olmaması için anayasal anlamda haklı ve makul nedenlerinin bulunması dışında ayrıca keyfi uygulamalara karşı yeterli güvenceleri içermesi ve bu doğrultuda da, bu konudaki keyfiliği önlemeye ve birleştirme kararını ortadan kaldırmaya elverişli, etkili ve yeterli güvencelerin öngörülmesi gerekmektedir.
  • İtiraz konusu yapılan kuralla bu kararın diğer mahkeme için bağlayıcı olduğu öngörülmek suretiyle uyuşmazlığın doğmasından sonra davaya başka bir mahkeme/hâkim tarafından bakılmasına imkân tanınırken, hukuka aykırı olarak verilen birleştirme kararlarının denetlenmesi suretiyle davanın birleştirme kararını veren mahkemeye gönderilmesini sağlayacak düzeltici bir mekanizmaya yer verilmemiş olması uyuşmazlıkların normal şartlar altında söz konusu davaya bakacak mahkeme/hâkim dışında başka bir mahkeme/hâkim tarafından görülmesi sonucunu doğurmaktadır. 
  • Dolayısıyla kural kapsamında ikinci davanın açıldığı mahkeme tarafından verilen birleştirme kararının ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlaması kanuni hâkim güvencesiyle bağdaşmamaktadır.
  • Kural, Anayasa’nın 37. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
📌 T.C. Anayasa Madde 37- Kanuni hâkim güvencesi
“Madde 37 – Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”

Sonuç itibariyle, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararda: Kural, Anayasa’nın 37. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca 2., 36. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiş, Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ise ilgisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.